NE DARBE NE DİKTA; YAŞASIN BAĞIMSIZ, DEMOKRATİK, LAİK TÜRKİYE!
[ 17 AĞUSTOS MARMARA DEPREMİNİ UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ... ] TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası

İMO ANA SAYFA   ŞUBE ANA SAYFA   ŞUBE İLETİŞİM   ÜYE GİRİŞİ

İMO ANA SAYFA
Üye İşlemleri Referans Belgesi Tescilli İşyerleri Kongre Sempozyum Çalıştay Programı GENÇ-İMO Sıkça Sorulan Sorular

21 TEMMUZ 2017, CUMA   

42

17 AĞUSTOS MARMARA DEPREMİNİ UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ...

    Yayına Giriş Tarihi: 16.08.2016  Güncellenme Zamanı: 16.08.2016 12:12:46  Yayınlayan Birim: DENİZLİ ŞUBE  
 

Güncellenme Zamanı: 16.08.2016 12:11:55

17. Yılında, 17 Ağustos Depremini Unutmadık, Unutturmayacağız!

17. Yılında, 17 Ağustos Depremini Unutmadık, Unutturmayacağız!

17 Ağustos 1999 tarihinde, son yüzyılın en büyük felaketlerinden birini yaşadık. Doğu Marmara`da büyüklüğü 7.4 olan ve yaklaşık olarak 45-50 saniye devam eden bir deprem oldu. Merkez üssü GÖLCÜK olan bu deprem büyük bir afet ortaya çıkardı.

 

17 Ağustos Kocaeli ve 12 Kasım Düzce depremleri binlerce insanımızın ölümüne ve yaralanmasına, milyarlarca liralık mal kaybına neden oldu. Depremin yol açtığı yıkımlar Kocaeli, Yalova, Bolu, Düzce illeri başta olmak üzere İstanbul, Bursa, Tekirdağ, Eskişehir, Zonguldak illerinde de çok büyük ölçüde can kaybına ve yapı hasarlarına neden oldu. Ayrıca, yapılarda meydana gelen yangın ve kimyasal madde sızıntıları nedeniyle insanlar zehirlendi, bir çevre felaketi ortaya çıktı.

 

17 Ağustos Depremi, Türkiye nüfusunun 1/3`nün yaşadığı bir bölgede etkisini gösterdi, on beşten fazla il ve ilçe merkezinde önemli ölçüde hasara neden oldu. Daha önce de ülkemiz büyük depremlere tanık oldu fakat 1999 depremleri ülke için önemli bir dönüm noktası olarak düşünüldü ve bir MİLAT olarak kabul edildi.

 

Depremden sonra yapılan çalışmalar ile yapı üretim sürecindeki eksiklikler, mevcut yapıların durumu ve ülkemizin kentleşme ile ilgili politikaları ele alındı ve tartışıldı. Afete hazırlık konusu ve ilgili mevzuatlar, ortaya çıkan yetersizlikler ve hatalar gözler önüne serildi. Ne yazık ki 1999 depremlerinin ortaya çıkardığı ağır bedellerden yeterli ölçüde ders çıkarılmadığı, 2011 Yılında yaşadığımız Van depremi ile bir kez daha anlaşıldı.

 

Ülke topraklarının 1/3`ü 1. ve 2. derecede deprem bölgesinde yer almaktadır. Nüfusumuzun yüzde 70`i ve büyük sanayi tesislerinin yüzde 75`i deprem tehlikesi altındadır. Türkiye çok sık deprem meydana gelen ve bu depremlerde önemli can ve mal kayıpları yaşayan bir deprem ülkesidir.

 

Elbette, deprem bir doğa olayıdır. Bir doğa olayının afete dönüşmesi insan kaynaklı eksiklikler ve hatalar zincirinin bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Ülkemizde 6 ve üzeri büyüklükteki her deprem önemli ölçüde can ve mal kayıplarına neden oluyor. Sorun bir doğa olayı olan depremin kendisinde değildir. Sorun depreme dayanıklı yapıların üretilmemesinden kaynaklanmaktadır. Gerekli önlemleri almamaktan ya da denetimsizlikten kaynaklanan olumsuzlukları "kader" olarak değerlendirmemek gerekir. Mühendislik bilimine uygun hareket edilmeli, yapı üretim süreci bilime ve bilgiye dayalı olarak yönetilmelidir.

 

Depremin bir afet olmaktan çıkarılabilmesi için mühendislerin, yöneticilerin ve siyasi sorumluların üzerlerine düşen görevleri hakkıyla yerine getirmeleri gerekmektedir. Doğa olaylarının doğal afet halini almasına neden olan ihmaller, hatalar ve eksiklikler zincirinin kırılması, akla ve bilime dayalı bir yol izlenmesiyle mümkün olabilir.

 

Yapı Stokumuzun Durumu

17 Ağustos Depremi Yalova, Adapazarı ve Kocaeli`nde bulunan yapı stokunun %25`ini oturulamaz hale getirmiştir. Okullar, işyerleri, fabrikalar, köprüler, hastaneler, diğer kamu yapıları ve konutlar önemli ölçüde hasar alarak can ve mal kayıplarına neden olmuştur.

Gerek 17 Ağustos Depreminin ortaya çıkardığı gerçekler, gerekse diğer depremlerde yaşanan kayıpların büyüklüğü yapı stokumuzun büyük ölçüde risk taşıdığını açıkça ortaya koymuştur.

Deprem sonrası ortaya çıkan zararları azaltmak için sadece yara sarma anlayışı ile hareket etmek, sorunun ana kaynağını ortadan kaldırmamaktadır. Sorunu sorun olmaktan çıkaracak olan deprem yaşanmadan önce alınacak önlemlerde saklıdır.

 

Deprem Gerçeği İle Yüzleşelim

17 Ağustos 1999 Depreminden sonra İnşaat Mühendisleri Odasının da aktif olarak yer aldığı çok sayıda çalışma yapılmış, sempozyum ve konferanslar ile konunun bilimsel ortamlarda tartışılması sağlanmıştır. Yapılan bu çalışmaların ortaya çıkarmış olduğu gerçekleri sıralarsak:

-Mevcut yapı stokunun deprem güvenliği yoktur. Bu yapıların güçlendirilmesi gerekir.

-Onarım ve güçlendirme çalışmaları rasyonel değilse yıkılıp yeniden yapılmaları gerekir.

-Yeni yapılan yapıların yeterli ölçüde mühendislik hizmeti alması ve denetlenmesi gerekir.

-Mal sahibi adına kendisini denetleyecek olan yapı denetim kuruluşunu müteahhitler belirlemektedir. Bu sistemin değişmesi gerekir.

-Yapı denetim ücreti son derece yetersizdir.

-Denetim sürecinde bulunan meslek insanlarının mesleki yeterlilikleri, meslek odası tarafından belgelenmemektedir.

-Meslek odaları yapı üretim sürecinin dışına itilmiştir.

-Yetkin mühendislik yasası tüm uğraşılara rağmen çıkarılmamıştır.

-1938 yılında çıkarılan, sadece diploma almaya bağlı olarak hizmet üretilmesini sağlayan  "Mühendislik Mimarlık Hakkında Yasa" değiştirilmemiştir.

 

 

 

Deprem ve Kentsel Dönüşüm

2012 yılında ilan edilen "6306 sayılı Afet Riski Altında Bulunan Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun" ne yazık ki beklenen faydayı sağlayamamıştır. Ortaya çıkan durum kentsel bir dönüşümden ziyade ekonomik değeri yüksek parsellerde bulunan binaların dönüşümü ile sınırlı kalmıştır.

 

Bugün özellikle ekonomik değeri yüksek olan yerlerde yapılan kentsel dönüşüm uygulamalarıyla yıkılmaması gereken yapılar da yıkılabilmektedir. Daire alanları küçülmekte, daire sayısı artmakta, bu bağlamda nüfus oranı da %30 mertebesinde artmaktadır. Aynı alt yapının, aynı yolların olduğu yerlerde artan daire sayısı nüfusu artırmakta, özellikle İstanbul gibi metropol kentlerde sürdürülemez bir durum ortaya çıkmaktadır.

"Kentsel dönüşüm Kentsel dönüşümün sosyal boyutu, kentsel boyutu, finansal boyutu, yasal boyutu, yıkım ve geri dönüşüm boyutu son derece önemli konulardır. Kent yaşamına sadece mekânsal ölçekte bakmamak gerekir.

 

Sonuç olarak

Odamız, bugüne kadar mühendislik eğitiminden yapı üretim sürecine kadar geniş bir yelpazede görüş ve önerilerini defalarca kamuoyuyla, ilgili idari ve siyasi birimlerle paylaşmıştır ve paylaşmaktadır. Fakat çabalarımıza karşı hakettiğimiz ilgi ve desteği alabildiğimizi söylemek ne yazık ki mümkün değildir. Meslek odalarının üyelerini denetlemesi, sicillerini tutması, mesleki faaliyetlerini kayıt altına alması yasal engellerden dolayı yapılamaz hale gelmiştir. "İmzacılık" ve sahte mühendisler mesleğimizin güvenirliğini aşağılara çekmiştir. Bu durum haksız bir rekabeti gündeme getirdiği için mühendislik hizmetlerinde kalite düşmüştür. Mevzuat ve uygulamaya ilişkin yapılan değişiklikler,  yapı üretim sürecini denetimsizliğe mahkum etmektedir.

 

Sonuç olarak 17 Ağustos Depreminin üzerinden 17 yıl geçmiştir fakat kat edilen mesafe ve gelinen nokta tatmin edici olmaktan oldukça uzaktır. İnşaat Mühendisleri Odası depremi unutmama, unutturmama ısrarını sürdürmektedir. Güvenli ve sağlıklı yapı üretimi sağlanana kadar da depremi unutmamaya ve unutturmamaya çaba gösterecektir.

  

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası

Denizli Şubesi

Yönetim Kurulu


Okunma Sayısı: 72

Denizli Şube Kaynaklı Haberler »
Tüm Haberler »

Sayfayı Yazdır